0 %

virgülün düştüğü yer

baharın gelişini anlatan kısa bir öykü

Virgülün Düştüğü Yer
Hiç pamuk şeker yemedim. Kitabım hep aynı sayfada açık. Taş parmaklarım sayfayı
çeviremez; neyse ki izlenecek çok şey var.
Dizlerimin üzerinde açık duran kitabın üstüne bir kanat sesi konar; önce tüy kadar hafif, sonra
biraz ağırlaşır. Gri bir güvercin. Gagasında ince, henüz olgunlaşmamış bir dal. Zeytin
ağacından kopmuş, hâlâ canlı. Onu sayfanın tam ortasına bırakır; sanki cümlelerin arasına bir
virgül koyar gibi. Sonra bana bakar. Ben de ona. İkimiz de kımıldamayız.
Az sonra rüzgâr gelir. Öncekilerden farklıdır. Isınmış asfaltın üstünden geçmiş, çiçek
tezgâhlarına uğramış, kollarında mavi ortancalar taşımıştır. Bir taç yaprağı kitabıma düşer,
zeytin dalının yanına yerleşir. Hava tatlı kokar; sanki görünmez bir bahçıvan, kokuyu avuç
avuç etrafa saçar.
Uzakta top sesi. Sonra çocuk sesi, sonra kahkaha. Kolları açık, dizleri açık koşuyorlar;
kimsenin üstünde mont yok artık; sanki herkes biraz çözülmüş.
Arkamda salıncak sabahtan beri gıcırdıyor. Üstündeki teyze her ileri gidişte biraz daha
yükselir. Ayakları göğe uzanır, pabuçlarının altında bulutlar kayar sanki. Eteğinin ucunda
mavi çan çiçeği işlemesi vardır; sallandıkça onlar da titrer. Saçları dağılır, aldırmaz. Çok
eskiden bıraktığı bir şeyi bulmuş gibi ayaklarını fırlatır göğe; ileri, daha ileri, biraz daha.
Sonra otobüs görünür. Seksen beş numara, bordo çizgili. Durakta bekleyenler çantalarını
kapar. Teyze duyar. Gözlerini açar, otobüse bakar; bir an, yalnızca bir an. Ardından yeniden
kapatır gözlerini. Ayaklarını daha güçlü iter.
Otobüs geçer gider.
Teyzenin kahkahası içine sığmaz. Meydana taşar; güvercin ürküp havalanır, dallar silkelenir,
çiçek işlemesi titrer. Her şey onunla birlikte güler. Ben de gülerdim, taş olmasam.
Dizlerimdeki kitapla, kimseye söylemeden beklerim yine, sayfanın ortasında bırakılmış virgül
gibi.