Bal Yapan Girdap
Bu sabah solumdan kalktım.
Karanlık dişil enerjiyi yükledim sırtıma.
Yüzüm gözüm şişmiş, sol omzum yanmış.
Marteniçkalarım sürgünsüz, ben leyleksiz kalmışım.
Küskün uyandım, uykumun ortasında yalnız bırakıldım.
Ani terk edilişlerde hep nabzımı sayarım, yine saydım.
Birazdan düşümü alır, rıhtıma salarım.
Karşılıklı kahvaltı ederiz.
Kahve içerken düşümü siler, Gün ile barışırız.
Sessizlik bu kadar gürültülüyken, tüm fısıltıların dilsiz ve sağır olması ne tuhaf.
İnsanların sağ yüzünü kapatıp, sol yüzünü açtığı bir düzlemde düşünmek ızdırabından mesulum.
O zaman kafamın içindeki arıları çiçeklere salalım.
Bir deniz meselesi bu.
Tuzlu su Taç çakramı avutur mu?
Yeni evrenleri ben doğuruyormuşum gibi, omurgamın orta yerinden neden çekiyor Kaos?
Solar çakram kazınıyor.
Kör, paslı bir demirle hem de.
Halbuki alacaklı kalmalıdıydım tüm yarım cinaslardan.
Ben Güneş'ten önce uyanmayı sevmem ki.
İnsanlar hep duruyor, ben yürüyorum.
Ben dururken onlar yürüyecek mi diye merak ediyorum.
Ve çoğunlukla aklımı kaçıracak gibi hissediyorum.
Saçlarımı ortadan ikiye ayırınca beyazlarım görünmüyor da ben bu ağarmışlıkları hatırlamak istiyorum.
Geçen bu yılda savaş boyalarımın ruhuma işlediğini gördüm.
Benim boyalarım çıkmıyor.
Girdiğim döngüden Kafka kalemiyle yazılmış bir karakter gibi çıkacağım galiba.
Yapıcı Kaosa selam olsun.