0 %

Karanlıkta Erimek - Ümit Yaşar Oğuzcan

Şurada bir kapı olmalı,
senin ölümsüzlüğüne açılan.
Bir kapı olmalı şurada,
bulabilsem...

Kollarımın bütün gücüyle vuracağım,
er geç sesimi duyuracağım sana.
Başımı soğuk demirlere dayayıp
adını söyleyeceğim mahşer gününe kadar.
Dağlara, taşlara güzelliğini haykıracağım
ve bütün yaratıklara,
rüzgârın söylediği bir masal gibi,
seni anlatacağım.

Dünyaya ilk gelişimiz değil bu.
Yüz binlerce yıl önce,
bir de Taş Devri'nde gelmiştik.
Senin için vahşi hayvanlar vurmuştum o zaman,
pars dişlerinden bir gerdanlık yapmıştım boynuna.
Nice mağara duvarlarına güzelliğini kazımıştım.
Nasıl hatırlamazsın?

O zaman da gökyüzü bu kadar mavi,
ormanlar yemyeşildi.
O zaman da
yalnız karanlıktan korkar,
güneşi tanrı bilirdik.

Bunca yüzyıldır,
inan,
hiçbir şey değişmedi yeryüzünde.
Belki biz değiştik.
Sevgilerimizi söyleyemez olduk,
göremez olduk nice güzellikleri.
Yalanı öğrendik,
utanmayı öğrendik.
İnandık sonraları
bütün yaratıklardan üstün olduğumuza.

Büyük zekâmız
önce kafesi, zinciri, zulmü icat etti.
İyilik, güzellik ve doğruluk adına
hiçbir şey kalmadı inandığımız.

Aradan bin yıllar geçip
atom parçalanıncaya kadar
zaten paramparça olmuştu insanlığımız.
Böylece bir karanlığa düştük.
Karanlık bizi başka bir karanlığa götürdü.
Sarnıçlardan, dehlizlerden, girdaplardan geçtik
sana yaklaşmak için.

Dallarından gün ışığı geçmeyen ormanlara düştük.
Aramızdaki demir kapı belki hiç açılmayacak.
Senin ışığını görmeden kapanacak gözlerimiz.
Karanlık aman vermiyor.
Hangi kapıyı aralasak gece,
ne yapsak çaresiz.

Kokunu getiren rüzgâr da olmasa,
bir manası kalmayacaktı yaşamanın.
Şimdi hiç değilse
hayaliyle avunmadayız.
Zaman içinde bir başka zamanın...

İnsan çırpındıkça bir bataklığa saplanıyor,
yaşadıkça ölüme.

Çaresiz olmak bir şey değil,
çaresizliğini kabullenmek zor geliyor insana.

Aynaya bakıyorum:
bir beyazlık, bir boşluk.
Hani benim yüzüm?
Dudaklarım, ellerim hani?

Hâlbuki gözlerim de görüyor.
Kör değilim.
Fakat sen varsın içimde.
Yakan, kör eden bir karanlığın var senin.
Nefes nefes yaşadığımız,
avuç avuç içtiğimiz bir karanlığın var.

Kahrolası zamanın ortasında
büyük bir fırın yanıyor besbelli.
Alevleri asırlık çınarlar gibi
büyük bir fırın yanıyor.
Görüyor musun?

Şimdi bütün ihtirasların sustuğu saatteyiz.
Elini sürdüğün her şey yok olabilir.
Her şey eriyebilir şu anda.
Bu, varlığın yokluğa yaklaştığı andır.

Zayıf ellerin bu anda bütün yaratıklardan güçlü.
Bu an iri gözlerinde her şey yüce.
Ne insanlar fani,
ne dünya ölümlü.

Al beni de erit ateşinde gözbebeklerinin.
Erit beni.
Ruhumu aşkının potasında yak.

Kahrolsun bu karanlıklar,
bu mesafeler,
bu zaman.

Ben seni istiyorum.
Ya seninle yaşamak
ya da sende yok olmak.

Önceki İlk yazı
Sonraki Düşünmek