0 %

Himalayalar’dan Bir Soru: İnsan Mutlu Olmadan Ülke Büyür mü?

Bhutan'ın GSYH yerine uyguladığı Gayri Safi Milli Mutluluk modelini inceleyen yazı; ekonomik büyümenin her zaman huzur getirmediğini vurgulayarak kalkınmayı rakamlar yerine yaşam kalitesi, kültür ve toplumsal refah ekseninde ele alan alternatif bir perspektif sunuyor.

Ekonomi kürsülerinden borsa ekranlarına kadar modern dünyanın ezbere bildiği bir ibare var: GSYH. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla. Bir ülkenin dükkânlarının ne kadar dolup taştığını, fabrikalarının ne kadar baca tüttürdüğünü, betona ne kadar para gömüldüğünü sayan o soğuk, rakamsal cetvel. Ülke dediğiniz devasa organizma büyür; çarklar döner, ciro artar, istatistikler yeşile boyanır. Peki ya içerideki insan? O cümlenin sonunda nefes almaya çalışan, sabah sekizde kalabalığa karışan, akşam evine dönerken omzundaki yükü hesaplayan insan o tablonun neresinde durur?

​Himalayalar’ın eteklerinde, haritada parmakla zor bulunacak kadar küçük bir krallık olan Bhutan, tam da bu soruyla çıktı yola. 1970’lerin başında, dünya hâlâ "daha çok üretim, daha çok tüketim" ezberini tekrarlarken, tahta yeni çıkan Kral Jigme Singye Wangchuck ekonominin inatçı tabularını saracak o meşhur soruyu sordu: Bir ülke zenginleşirken insanları gerçekten mutlu oluyor mu?

​Bu soru, o güne kadar iktisat kitaplarının üzerine inşa edildiği bütün varsayımları yerle bir eden bir meydan okumaydı. Bhutan, kalkınmanın merkezine paradan çok insanı koyan Gayri Safi Milli Mutluluk (Gross National Happiness - GNH) kavramını işte böyle doğurdu.

​Dört Sütun Üzerine Kurulan Bir Yaşam Felsefesi

​Bhutan’ın modeli dışarıdan bakıldığında romantik bir ütopya gibi görünebilir. Oysa temelleri oldukça somut ve katı ilkeler üzerine oturur. Gidecekleri yolu dört ana sütunla belirlemişlerdir: Sürdürülebilir ve adil ekonomik kalkınma, çevrenin korunması, kültürel mirasın yaşatılması ve iyi yönetişim.

​Üretmek önemlidir ama adaletsiz paylaşılan bir zenginliğin kimseye huzur vermeyeceği bilinir. Doğayla savaşarak kalkınılamaz; ormanlar kesilerek betonlaştırılan bir coğrafyada mutluluk barınamaz. Küresel rüzgârlara kapılıp kendi köklerinden kopan bir toplumun hafızasını kaybetmesi kaçınılmazdır. Ve nihayet, halkın sesini duyabilen, adil ve şeffaf bir devlet yönetimi olmadan huzurdan söz edilemez. Bu ilkeler doğrultusunda Bhutan’da alınan her büyük karar, kurulacak her fabrika veya açılacak her yol, yalnızca kâr marjıyla değil; "Bu hamle bizim doğamıza, geleneklerimize ve insanımızın huzuruna ne bırakacak?" süzgecinden geçirilerek değerlendirilir.

​Mutluluğu Cetvelle Ölçmek Mümkün mü?

​Elbette işin en iddialı kısmı bu mutlak kavramın ölçülebilmesidir. Bhutan devleti, vatandaşlarının refahını takip edebilmek için düzenli olarak kapsamlı anketler ve alan araştırmaları yapar. Ancak bu araştırmalarda kimseye saf bir iyimserlikle "Mutlu musunuz?" sorusu yöneltilmez. Çünkü o soru, geçiştirilmeye çok müsait boş bir laftan ibarettir.

​Bunun yerine hayatın dokusuna sinen detaylar taranır: Bireyin fiziksel ve ruhsal sağlığı yerinde mi? Aldığı eğitim, hayatına anlam katıyor mu? Aile bağları ve komşuluk ilişkileri ne durumda? Boş zamanlarında kendine, sanatına veya doğaya vakit ayırabiliyor mu? Yaşadığı çevre temiz mi, devlete ve adalete güven duyuyor mu?

​Mutluluk burada tekil bir duygu, anlık bir neşe olarak ele alınmaz. Aksine, yaşamın farklı kollarının birbirini beslediği karmaşık ama dengeli bir ekosistem olarak kabul edilir.

​Eksikler, Çelişkiler ve Eleştiriler

​Hiçbir model kusursuz değildir; Bhutan’ınki de öyle. Dışarıdan bakıldığında mistik bir sığınak gibi duran bu ülkenin de modern dünyanın dayattığı sert gerçeklerle imtihanları var. Yoksulluk, genç işsizliği, kırsaldan şehre göç ve dış dünyaya açılma süreçlerinin getirdiği kültürel erozyon Bhutan’ın da kapısını çalıyor.

​Eleştirmenler haklı olarak soruyor: Mutluluk gibi öznel, kültüre ve hatta kişiden kişiye değişen bir his sayısal verilere dökülebilir mi? Bu, bürokratikleştirilemeyecek kadar mahrem bir deneyim değil midir?

​Bu soruların yanıtı evettir; Gayri Safi Milli Mutluluk kusursuz bir reçete sunmaz. Zaten iddiası da bu değildir. Bhutan’ın yaptığı şey, matematiği insan hayatının önüne koyan küresel sisteme karşı güçlü bir alternatif perspektif sunmaktır.

​Doğru Soruyu Sorabilmek

​Bugün, iklim krizinin kapımızı dayandığı, dijitalleştiğimiz ama yalnızlaştığımız, tükenmişlik sendromunun modern insanın ortak kaderi haline geldiği bir çağda yaşıyoruz. Fabrikalar sonuna kadar çalışıyor, borsalar rekor kırıyor, teknoloji devasa hızla ilerliyor; ancak insana ait huzur hissi parmaklarımız arasından kayıp gidiyor. GSYH rakamları yükselirken ruh sağlığı istatistiklerinin ters yönde düşmesi, artık sistemin arızalı olduğunu bağıra bağıra söylüyor.

​İşte bu yüzden Bhutan’ın yarım asır önce Himalayalar’dan dünyaya fısıldadığı o soru, bugün her zamankinden daha gür, daha yankılı çıkıyor: Bir ülke gerçekten ne zaman başarılı sayılır? Ekonomisi büyüdüğünde mi, yoksa insanları daha anlamlı, güvenli ve huzurlu bir yaşam sürdüğünde mi?

​Cevap belki de her birimizin akşam yastığa başını koyduğunda kendi hayatına sorması gereken o sessiz hakikatte saklıdır.